Sunday, December 28, 2025

Anlam Masalı // Ahmet İnam

Anlam Masalı
Yazı bakıyor bana. Ben de ona. Soruyor: ”Anlamım ne?” İçini yazanın anlamı. Kendini kazanın anlamı. Hayatını yazıya vuranın anlamı. Yazıyla kendini saranın anlamı. Yazıyla kapı açanın, göz açanın, ötenin eşiğinde duranın anlamı. Öteye gitmiş gelmişin anlamı. Kıyısında ömrümün soruyorum yazıya: ”Anlamın ne?”
“Hiçliğe salınmış çıkrığım ben” dedi yazı. “Ben de” dedim.
Böcek bakıyor bana. Ben de ona. Soruyor: ”Anlamım ne?” Cânın evrene vuruşunun anlamı. Yeryüzünün göğe kendini açışının anlamı. Uçmanın, karanlığın, maddenin kalp atışının anlamı. Ölümü dirime katmanın anlamı. Yeryüzünün zenginliğinin anlamı. Önünde saygıyla eğildiğim varlık olmanın anlamı. Kendimden çıkıp, uçuşarak soruyorum böceğe: Anlamın ne?
“Bitip tükenmek bilmeyen dönüşümün imâsıyım ben” dedi böcek. “Ben de” dedim.
Pınar bakıyor bana. Ben de ona. Soruyor: ”Anlamım ne?” Kanısın bu gezegenin, can suyu. Devinerek akmanın anlamı. Akarak can katmanın anlamı. Tükenivermenin, kurumanın, bitimli oluşun, ortadan kalkmanın anlamı. Serpilmenin, dinelmenin, gelişmenin, bozulmanın anlamı. Pınar pınarken değerini bilmeyişimizin anlamı. Yaşamak, çağlamak demek, can vermek, akarak, kuruyarak tohum olana. Çatlamış dudaklarıyla ruhumun varıyorum pınara, soruyorum: “Anlamın ne?”
“Kuruyuncaya, tükeninceye dek var kılmanın kaynağıyım ben” dedi. “Ben de” dedim.
İnsanım ben. Hayat bakıyor bana. Ben de ona. Sınavlarında çırpınarak, atıyorum kendimi ona. “Ruhum sana teslim. Korkmadım geldim. Acılarına varım. Kahrına. Sendenim ey hayat!” Soruyor bana: “Anlamım ne?”
“Ne olursa olsun” diyorum, “sana taktığım anlam çiçekleriyle, dikenleriyle yürüyeceğim” “Ben de sana” diyor, hayat.

Ahmet İnam 

Saturday, December 27, 2025

Şiir // Octavia Paz

Şiir dehşetten ya da aşktan söz etmez, gösterir onları. Geri alınamaz ve yerinden oynatılamaz olan şiir sözcükleri, kendi kendileri dışında açıklanamazlar. Anlamları artık onların ötesinde değil içindedir, imge anlamın içindedir.
Ruhun eğitilmesi ve içsel özgürlüğün yolu. Şiir bu dünyaya anlam kazandırır, onu yüceltir; bir başkasını yaratır. Seçilmişlerin ekmeği, lanetlenmiş lokma. Şiir ayırır, birleştirir. Yolculuğa davet, yuvaya geri dönüştür. Esin, soluk alma, bedenin eğitilmesi. Hiçliğe yakarış, yoklukla yapılan söyleşi: Sıkıntı, acı ve ümitsizliktir onu besleyen.
Şiir anlatmaya özenmez, var olmaya özenir yalnızca.
Şiir yazmaya başladığım ilk günden beri, bunun gerçekten gerekli olup olmadığını sordum kendi kendime: Şiirlerden bir hayat yaratmaktansa, hayatın kendisini şiire dönüştürmek daha iyi olmaz mı? Ve şiir, onun asıl öznesi, yaratılan şiirlerden daha çok yaratılan şiirsel anlar olamaz mı?
Dünya bir sözlükler dünyası. Sözcükler elimizden alınırsa dünyamız elimizden alınır.

Octavia Paz 

Friday, December 26, 2025

Şenlikli Toplum // Ivan Illich

Bugün dünyada, büyük bölümü kendini pek de evinde hissetmeyen daha çok insan yaşamaktadır.
Çoğunluk­ları ortak ideolojiler yaratmaz. Onlar, kendi ortak çıkarlarını kavramakla gelişir. Uygarlığımızın, insanlığın içinde bulunduğu durum ve geleceği, gezegenimize maliyeti ortak çıkarlarımızdan en önemlisidir.
Makinelerin gücü arttıkça, kişilerin rolü gitgide salt tüketiciliğe indirgeniyor.
İlerleme tutkunluğu hiç kimsenin asla hedefe ulaşamadığı bir yarışa mahkûm edebilir insanları.
Üretime karşı bugünkü tutumla­rımız yüzyıllar boyunca biçimlenmiştir. Gitgide, kurumlar yalnızca taleplerimize biçim vermekle kalmayıp, kelimenin tam anlamıyla mantığımıza ya da orantı duygumuza da biçim vermiştir. Kurumların üretebildiklerini talep ede ede, onlarsız yapamayacağımıza inanır olduk.
İnsanların, sınırsız üreme, sınırsız tüketim ve kullanımdan kaçınmayı öğrenmeleri ge­rekiyor. Tümüyle daha yüksek verim ve azalan maliyetler yanılsamasıyla yapılanmış bir dünyada, mutluluk yaratan özveriyi öğretmek, insanları, gönüllü yoksulluk için eğitmek ya da yönlendirme yoluyla onlara özdenetim kazandırmak ola­naksızdır.
Şenlikli Toplum
Ivan Illich

Thursday, December 25, 2025

Yeni Gerçekçilik

Yeni Gerçekçilik
Yeni Realizm (Yeni Gerçekçilik), yeniden özellikle 21. yüzyılın başlarında klasik idealizm ve postmodern görecelik eleştirilerine karşı ortaya çıkan felsefi bir yönelimdir. Günümüzde bu akım, gerçekliğin zihinden bağımsız olarak var olduğunu savunan, ama aynı zamanda anlamın ve yorumun önemini dışlamayan bir yaklaşım olarak şekilleniyor. İşte bu bağlamda öne çıkan görüşler:
Gerçeklik, tek bir bütünlük değil; çoklu “anlam alanları”ndan oluşur.
Her alan (etik, estetik, bilim, din) kendi gerçekliğini üretir.
Zihinden bağımsız bir gerçeklik vardır, ama bu gerçeklik yalnızca fiziksel değil, anlam yüklü bir yapıdır.
“Dünya diye bir şey yoktur; ama dünyalar vardır.” – Markus Gabriel
Gerçeklik, belgelenebilir ve iz bırakabilir bir yapıdır.
Sosyal gerçeklik, yazılı belgeler, dijital izler ve kayıtlar üzerinden şekillenir.
Bu yaklaşım, dijital çağda gerçekliğin izlenebilirliğini felsefi zemine taşır.
İnsan hakları, yalnızca kültürel bir inşa değil; etik anlam alanında gerçek bir varlıktır.
Markus Gabriel’e göre insan hakları, “etik anlam alanı”nın bir parçası olarak evrensel geçerliliğe sahiptir.
Bu yaklaşım, hakların yalnızca sözleşmeye değil, gerçekliğe dayalı olduğunu savunur.
Gerçeklik zihinden bağımsızdır; yani bizden önce ve bizden ayrı olarak vardır.
Ancak onu “tam ve doğrudan” değil, “anlam alanları” aracılığıyla biliriz.
Bu, gerçekliğin temsil edilemezliği değil; çoklu temsillerle yaklaşılabilirliği anlamına gelir.
Markus Gabriel: “Gerçeklik, kendini bize tümüyle açmaz; ama anlam alanları içinde bize görünür.”
Gerçekliği tümüyle bilmek mümkün değildir; ama bu, onu hiç bilemeyeceğimiz anlamına gelmez.
Bilim, etik, tarih gibi alanlar, gerçekliğe farklı açılardan yaklaşır.
Bu yaklaşım, post-truth çağında “her şey yoruma açıktır” iddiasına karşı bir duruştur.
Her şeyin yoruma açık olduğu fikri hakikatle bağımızı koparır.
Deneysel bilim, doğa yasalarının insan zihninden bağımsız olarak işlediği varsayımına dayanır.
Bu, Yeni Realizm’in temel teziyle örtüşür: Gerçeklik vardır ve deneysel yollarla ona yaklaşabiliriz.
Bilimsel bilgi, sürekli revize edilen, geçici doğrular sunar.
Bu, Yeni Realizm’in “gerçeklik vardır ama tümüyle bilinemez” görüşüyle uyumludur.
Bilim, gerçekliğe yaklaşır ama onu tüketmez.
Postmodernizm, bilimsel bilginin de bir anlatı olduğunu savunur.
Yeni Realizm, buna karşı çıkar: Bilimsel bilgi, gerçekliğe dair nesnel bir yaklaşım sunar.
Bu, özellikle iklim değişikliği, pandemi gibi alanlarda “gerçeklik sonrası” söylemlere karşı güçlü bir duruştur.
Evrimsel biyoloji, doğadaki süreçlerin insan zihninden bağımsız olarak işlediğini varsayar.
Yeni Realizm de gerçekliğin zihinden bağımsız olduğunu savunur.
Bu ortak zemin, evrimsel süreçlerin “gerçek” ve “nesnel” olduğunu kabul eder.
Markus Gabriel’in “anlam alanları” kuramına göre biyoloji, kendi içsel mantığı olan bir gerçeklik alanıdır.
Evrimsel süreçler, bu anlam alanı içinde gözlemlenebilir ve temsil edilebilir.
Yeni Realizm, gerçekliğin tümüyle değil, bağlamsal olarak bilinebileceğini savunur.
Bu, evrimsel biyolojinin hipotez-temelli doğasıyla örtüşür.
Transhümanizm, insanın biyolojik sınırlarını teknoloji aracılığıyla aşmayı hedefleyen bir düşünce akımıdır. Evrim teorisinin “canlı organizmaların çevreye uyum sağlama” ilkesi, transhümanizmde “teknolojiye uyum sağlama”ya evrilir.
Yeni Realizm bu bağlamda, teknolojik dönüşümlerin de zihinden bağımsız bir gerçeklik alanı yarattığını kabul eder. Yani yalnızca genetik mutasyonlar değil, yapay zekâ, gen düzenleme, nöro-arayüzler gibi insan-ötesi araçlar da “gerçek” olarak ontolojik statü kazanır.
Transhümanizm pratikte büyük umutlar vadeder; ancak Yeni Realizm’in tavrıyla bu umutlar mutlak kabul edilmez. Teknolojinin risklerini ve öngörülemez yanlarını tanıyan bir tutum benimsenir.

(Okuma Atlası, Felsefe) 

Wednesday, December 24, 2025

Bilge Karasu

Kendim olmak gibi bir kaygım yok galiba. (Gülerek) İşte nasıl yazıyorsam öyleyimdir diyorum herhalde. Bu da yine imgelere getirecektir bizi ama, kendim olmak diye bir kaygım yok, onu anlatmak çok güç. Nasıl tasarlıyorsam, nasıl yaşıyorsam öyle oluyor. Kendim olmak, başka bir şey değil ki, çünkü onun dışında, onun ötesinde bir kendimlik yok ki, kendimlik burada söylediğimde, yazdığımda, yaptığımda.
...
Kendim olmak diyorduk ya, zaten öyle olunuyor, kendim olayım diye değil, bir takım cendereler yarattığım için kendime.
Bilge Karasu / Bitmemiş Bir Konuşmadan
"İnsan soyuna soyuna deriye varır, onura, öz saygısına varır. Bunları yüzmek, koparıp atmak, güçtür ya, soyunmayı yürekten benimsemiş kişi, sırası geldiğinde, bu son adımı atmağı değer bellediğinde, ölmesini bilir."
"Anılar, belli bir düzenin sağladığı anlamları taşıyabilir ancak. Notalar gibi: Anahtarı yazılmadıkça birtakım benekler olarak kalan..."
"Gene de bilmeliyiz ki bu dünyada bizi aldatmayacak üç beş kişi vardır. Her işkilin, her kuşkunun vurulacağı denektaşı; her eylemi, her gücü üzerinde bileyeceğimiz bileği taşı; her umudu ayakta tutacak kilit taşı birkaç kişi. Vur deyince onlar, vuracağız; öl deyince öleceğiz; yaşa deyince yaşayacağız. Bu kişiler, yalnız bizi değil, bütün dünyayı ayakta tutacak. Buna inanmak, buna güvenmek zorundayız."

Bilge Karasu 

Monday, December 22, 2025

Kendini Tanımak // Alain de Botton

Eğer gerçek yüzünden bu kadar acı çekiyorsak meselelerle aramıza mesafe koymanın nesi kötü? Neden gerçek illaki iyi olsun?

Olgunluk, çoklu aktarımlar içinde olduğumuzu büyük bir zarafetle kabul etmeyi ve bunları akılcı bir şekilde açığa çıkarma denemesine gönülden bağlılığımızı içerir.
Sorun kendimizi eleştirmeye bir son vermek değil, daha ziyade nasıl daha iyi bir şekilde eleştirebileceğimizi öğrenmemiz gerektiğidir. Bu da kendimizi daha iyi seslere açık tutmak anlamına gelir.
Düşüncelerimiz sistemli bir şekilde düzenlenip ele alındığında genel sinirlilik halimiz yatışır.
Adına “bağımlılık” denen birçok durum aslında nereye yönlendireceğimizi bilmediğimiz, ısrarcı, çetin duyguların semptomlarıdır.
Kendini tanıma yolundaki başarılı bir arayış, kendimiz hakkında doğru düzgün ne kadar az şeyi bildiğimizin -ve bilebileceğimizin- itirafıyla sonlanmalıdır.
Kendini Tanımak
Alain de Botton

Sunday, December 21, 2025

Anılar Düşler Düşünceler // Carl Gustav Jung




Kendime şaşıyorum, kendimi düş kırıklığına uğrattım, kendimden memnunum. Dertliyim, yitiğim ve coşkuluyum. Bunların tümüyüm. Bunların toplamının ne olduğunu da bilmiyorum. Mutlak bir değeri ya da değersizliği saptama niteliğim yok. Kendimle ve yaşamımla ilgili bir yargım da. Tümüyle emin olduğum hiçbir şey yok. Tümüyle inandığım bir şey de gerçekten yok. Tek bildiğim, doğduğum ve var olduğum. Bana sürüklendim gibi geliyor. Bilmediğim bir şeyin temelinin üzerinde varlığımı sürdürüyorum ama tüm bu belirsizliklere karşın, tüm varoluşun sağlam bir temele dayandığını ve onun bende de sürdüğünü hissedebiliyorum.
Doğduğumuz dünya çok acımasız, ama aynı zamanda ilahi bir güzelliği var. Anlamlı oluşunun mu, yoksa anlamsızlığının mı ağır bastığına karar vermek, insanın yapısına bağlı. Anlamsızlık tümüyle baskın çıksaydı, gelişmek için attığımız her adımda, yaşamın anlamı büyük bir oranda değerini yitirirdi. Ama böyle değil ya da bana öyle geliyor. Büyük olasılıkla, tüm metafizik sorunsallarda olduğu gibi her ikisi de doğru. Yaşam anlam ve anlamsızlık demek ya da yaşamda anlamlar ve anlamsızlıklar var. Anlamın ağır basıp zaferi kazanmasını kaygılı bir umutla yürekten istiyorum.
Anılar, Düşler, Düşünceler

Carl Gustav Jung 

Saturday, December 20, 2025

Brian'ın Hayatı // Monthy Python

Brian onu kendilerinin peygamberi yapan büyük bir kalabalığa seslenir. Bu rolü oynamak istemeyen Brian onlara şöyle haykırır: "Hepiniz bireylersiniz!" Kalabalık tek bir ağızdan cevap verir: "Hepimiz bireyleriz!" Sadece bir adam şunu söyler: "Ben değilim!"

Brian'ın Hayatı // Monthy Python 

Friday, December 19, 2025

Sıkıntının Felsefesi // Lars Fr. H. Svendsen

Sıkıntının Felsefesi // Lars Fr. H. Svendsen
Çeviren: Murat Erşen
Dünyada arzulanan mevcudiyet daima farklılaştığı için, namevcudiyete dönüşür. Sanki her düşünüm, nostaljik bir dikiz aynasına dalıp gitmiş duygusal bir bakıştan kaynaklanıyordur.
İçinde yaşadığımız ütopya en küçük ihtiyaçlarımızı bile tatmin edebilir. Ütopyada eksik olan hiçbir şey yoktur -anlam hariç. Bu anlamın peşine düşer düşmez ütopya çatlar.
Bir ütopya asla tamamen gerçekleşemez, zira gerçekleşim demek sıkıntı demektir ve bu sıkıntı sonunda tüm ütopyayı içerden yıkar.
Sıkıntı problemi, başka şeyler arasında, gerçekliği "yitirmek" olgusundan da oluşur.
Tamamen nesneleştirilmiş ve tüm niteliklerden yoksun kalmış bir dünyadan daha sıkıcı ne vardır?
Sıkıntıyı insanmerkezcilik doğurmuştur ve teknomerkezcilik "her şeyin merkezi insan"dan nöbeti devraldığında bunun sıkıntısı ancak daha derin olur.
Salt işlevsellikle ve verimlilikle tanımlanan bir kültürde, sıkıntı hüküm sürer, zira dünyanın niteliği tüm bu şeffaflık içinde, her şeyi kapsayan bu aşırı görünürlük içinde yok olmuştur. Böyle bir kültürün bağrındadır ki, uyuşturucu ve cinsel deneyimler -ya da neden olmasın, yeni dinsel bulutsular içinde erime- çok kuvvetli bir çekicilik yaratır, çünkü bizi gündelik yaşamın tekdüzeliğinden çıkartacakmış ve bize daha da tahrik edici yeni ufuklar açacakmış gibi görünür. Maalesef, ihlal pratiklerini de içeren, bu aşırılıklar, kendisinden doğdukları arzuyu asla tatmin edemezler.
Belli bir sıkıntıya dayanma yetisi olmadı mı, sefil bir yaşam ya da sıkıntıdan ebedi bir kaçıştan ibaret bir hayat sürdürülür. İşte bunun içindir ki tüm çocuklara sıkılmayı öğretmek gerekir. Bir çocuğu sürekli meşgul etmek, onun eğitiminin önemli bir yanını es geçmektir.
Sıkıntı şeyleri alışıldık bağlamlarından koparıp alır. Böylece şeylerin yeni bir görünüşüne ve giderek, ilkin onlardan her anlatımı soyduktan sonra onlara yeni bir anlam verme olasılığına müsaade eder. Olumsuzluğu nedeniyle, sıkıntı olumlu bir tersine çevirme olasılığı barındırır.
Romantik insanın problemi kendi boyutunu tanımaması ve olduğundan daha büyük olmaya özlem duymasıdır: hiçbir sınır onu durduramaz (impossible is nothing) ve o tüm dünyanın üstesinden gelmek ister. İşte bunun içindir ki sınırsız bireyi arzulayan romantizm aşırılığa ve barbarlığa yol açar. Oysa sadece hudutlar anlam verir.
Yalnızlık her insanın payına düşse bile tamamen kişiseldir. Yalnızlık kendinde elbette iyi değildir. Çoğunlukla bir ağırlık olarak hissedilir, ama bir potansiyel de barındırır. Tüm insanlar tek başınadır, bazıları diğerlerinden daha yalnızdır, ama kimse bundan kaçamaz. Her şey, yalnızlığın bir namevcudiyet olarak mı yoksa bir dinlenme olanağı olarak mı ele alınacağına bağlıdır. Olaf Bull "yalnızlığın tatlı, ağırbaşlı tini"nden çok güzel bahseder. Yalnızlıkta, hareketleri öylesine hızlı olduğu için sürekli ellerinin arasından kayıp duran insanlara ve şeylere dayanmak yerine insan kendisine dayanabilir.
Yalnızlık ve bilinç/vicdan benimki olduğuna göre, sıkıntı da benim sıkıntımdır. Bu, sorumluluğunu taşıdığım bir sıkıntıdır.
Vicdan, sürdürdüğümüz hayat üzerine düşünmeye davet eder. Ve bu da zaman ister. Üretkenliğin değer olarak ortaya çıktığı çağımızda her şeyin en kısa zamanda gerçekleşmesini istiyoruz, ama varlığımızın en derinine dokunan bu türden bir düşünüm ise tam da zaman icap ettirir. Yoksa asli olanı es geçeriz. Sıkıntı üstüne yoğunlaşmak bakımından dış koşullar nadiren idealdir. Bununla birlikte, bol bol zamana sahip olmak sıkıntının asli özelliğidir. Ama acele etmeyip zamanımızı iyi kullanmak yerine, onu boşa harcamayı seçiyoruz. Tüm bu hazlar -tatiller, televizyon, içki, uyuşturucu, izdiham- bizi mutlu kılıyor mu? Aramızdan çoğunu kuşkusuz hayır, olsa olsa bunlar sayesinde belli bir süre daha az mutsuz oluyoruz.
Doğumdan ölüme bir tek haz yolculuğu olacak bir yaşam bize yaraşmaz görünür. Yaşamın acısını reddetmek insanlığını kaybetmektir. ... Bize rahatsızlık veren bir yaşam yaşamak bir ödevdir. Bu ödev bizi kaçınılmaz olarak sıkıntıya götürür. Bu ödevden bir tür sıkıntı ahlakı doğar: Sıkıntıyı yaşamak için zaman ayırmak zorundayız, çünkü onda daha iyi bir yaşam vaadinin yankısı çınlar.
Yaşamın sorunlarını ortadan kaldırmak için nasıl yaşamalı? Bir kez daha, evrensel bir reçete pek bulunmaz. Sadece sorunlu olmayan bir hayat yaşanabilir mi? Önemli olan sorunlar için değil de sorunlarla birlikte yaşanabilecek bir perspektif bulmaktır.
Otantik bir ben yaratmak için elbette hiçbir sihirli formül veremem; dahası özdüşünüm, başkalarının reçetelerinden korunarak, kendimiz için girişilmesi gereken bir iştir. Kendi için düşünme özenini/görevini ötekine bırakmak, yapılması gerekenin tam tersini yapmaktır.
Schopenhauer'den Zappffe'ye kadar, filozofları takiben, varoluşun illa ki saçma ya da trajik olduğunu, örneğin Leopardi'nin durmadan tekrarladığı gibi, tüm mutluluğun ancak bir yanılsama olabileceğini haklı göstermek fazla ileri gitmek olur. Bir çok insan varoluşa gerçekten anlam bulur ve onların yaşamının "esasında" hiçbir anlamı olmadığına keyfi olarak karar vermenin filozofların ya da başkalarının işi olduğunu düşünmeyi reddediyorum.

Sıkıntıya karşı önerilen tüm çarelere gelince -sanat, felsefe yapmak, aşk ya da Tanrı'yla ilişki-, bunlar kendi kendilerini hedefleyen girişimler olmalıdır, yoksa sıkıntıdan kaçmanın bir yoluna indirgenmeyi hak etmezler. 

Thursday, December 18, 2025

Simone Weil

“Kendine yardım et, Tanrı sana yardım edecektir.”

Simone Weil 

Wednesday, December 17, 2025

Kış // Tabitha Gale

 

Kış, dinlenme ve kış uykusuna yatma, ışığın geri gelmesini bekleme zamanıdır.
Tıpkı toprakta sessizce bekleyen, potansiyel dolu tohumlar gibi, biz de sadece 'olabiliriz'.
Karanlık aylarda bitkiler enerjilerini köklerine salarlar.
Tohumdan ve doğal çevreden çok şey öğrenebiliriz.
Biz de yeryüzünün doğal bir parçasıyız ve mevsimlerden etkileniyoruz. Bu doğal döngülerin akışına ayak uydurmamız iyi olur.
Çok fazla şey yapmanın zamanı değil. Enerjimizi korumak için yavaşlamalı ve tempomuzu korumalıyız - enerji seviyelerimiz sıcak aylardaki kadar dinamik değildir.
Tabitha Gale

Tuesday, December 16, 2025

Etika // Baruch Spinoza

Her ne olursa olsun, kendi varoluşunun bir nedeni bulunmayan şey var değildir.

Bir şeyin ne kadar varlığı veya gerçekliği varsa, onun o kadar sıfatı vardır.
Etika // Baruch Spinoza

Monday, December 15, 2025

Nitimur in Vetitum // Nietzsche

 nitimur in vetitum (*)

“En üst derecede zararlı ve tehlikeli olsa bile bir şey hakikat olabilir; varolmanın temel doğasının bir parçası olabilir, onu anlamak bizim kendi yıkımımıza neden olacaktır. O zaman bir insanın tininin gücü ne kadar “hakikate” dayanabileceği, ya da daha açık bir ifadeyle, ne dereceye kadar onu sulandırması, gizlemesi, tatlandırması, sessizleştirmesi, çarpıtması gerektiğiyle ölçülecektir.”
Nietzsche Beyond The Good and Evil
(*) Yasak olan için çabalıyoruz.

Sunday, December 14, 2025

Eşik Kavramlaştırma // Elif Tarhan

“Eşik kavramsallaştırma” nedir?
Eşik (threshold) kavramsallaştırma şudur:
Var olan kavramların yerine geçmez.
Onlarla aynı düzlemde yarışmaz.
Bir “yeni içerik” iddiası taşımaz.
Ama:
Düşünmenin nasıl başladığını,
ne zaman mümkün hale geldiğini,
belirleyen sınırı işaretler.
Yani eşik:
Bir şey değildir,
Bir yere götürmez,
Bir sonuç üretmez,
Bir geçiş imkânıdır.
Eşik kavramsallaştırma;
Kavramların ön koşulunu belirler.
Onların başlayabildiği alanı açar.
Kendisi içerik üretmez.
Bu yüzden:
Eşik kavramlar, çoğu zaman geç fark edilir ama fark edildiğinde geri alınamaz.
Boşluk Yöntemi neden eşik kavramsallaştırmadır?
Çünkü Boşluk Yöntemi:
Ne bilgi verir.
Ne doğru önerir.
Ne yorum üretir.
Ama şunu yapar:

Düşünmenin başlayabileceği alanı tanımlar.


Elif Tarhan 

Saturday, December 13, 2025

George Ivanovich Gurdjieff

 İnsanın önemli hatalarından biri, hatırlanması gereken bir hata, kendi Ben'i ile ilgili yanılsamasıdır. İnsanın kalıcı ve değişmez bir ben'i yoktur. Her düşünce, her ruh hali, her arzu, her duygu "ben" der.

İnsanın bireysel bir Ben'i yoktur. Bunun yerine, yüzlerce ve binlerce ayrı küçük "Ben" vardır, çoğu zaman birbirlerinden tamamen habersizdirler, asla temas etmezler veya tam tersine birbirlerine düşmandırlar, karşılıklı olarak birbirini dışlarlar ve uyumsuzdurlar. Her dakika, her an, insan "Ben" der veya düşünür. Ve her seferinde onun Ben'i farklıdır. Az önce bir düşünceydi, şimdi bir arzu, şimdi bir his, şimdi başka bir düşünce ve benzeri sonsuza kadar. İnsan bir çoğulluktur. İnsanın adı lejyondur.
Kendini tanımadan, makinesinin işleyişini ve fonksiyonlarını anlamadan insan özgür olamaz, kendini yönetemez ve her zaman köle olarak kalacaktır.
Nesnel bilinçle her şeyin birliğini görmek ve hissetmek mümkündür. Ancak öznel bilinç için dünya milyonlarca ayrı ve bağlantısız olguya bölünmüştür. Bu olguları bilimsel veya felsefi bir şekilde bir tür sisteme bağlama girişimleri hiçbir şeye yol açmaz çünkü insan ayrı olgulardan başlayarak bütünün fikrini yeniden inşa edemez ve bu bölünmenin dayandığı yasaları bilmeden bütünün bölünmesinin ilkelerini tahmin edemez.
Kendimizi gerçekten gerekli olanla sınırlasaydık, bu tek başına sessizliği korumak olurdu. Ve her şey için de aynı şey geçerlidir, yemek için, zevkler için, düşünmek için, uyku için; her şey için gerekli olanın bir sınırı vardır. Bundan sonra "günah" başlar. Bu kavranması gereken bir şeydir, "günah" gerekli olmayan bir şeydir.
Çoğu duanın dilekçelerle hiçbir ortak yanı yoktur . Eski dualardan bahsediyorum; birçoğu Hristiyanlıktan çok daha eskidir. Bu dualar, tabiri caizse, özetlerdir; bunları yüksek sesle veya kendi kendine tekrarlayarak bir insan, bunların içindekileri, tüm içeriklerini, zihni ve hisleriyle deneyimlemeye çalışır.
Bir insan doğabilir, ama doğmak için önce ölmesi gerekir, ölmek için de önce uyanması gerekir.
Doğru bilgide, insanın incelenmesi dünyanın incelenmesiyle paralel ilerlemelidir ve dünyanın incelenmesi insanın incelenmesiyle paralel ilerlemelidir.

George Ivanovich Gurdjieff

Friday, December 12, 2025

Chuck Palahnuik

O kadar çok şey öğrenmiştik ki, düşünecek vaktimiz kalmamıştı.

Bazen ne tarafa atladığından çok, sadece atlamış olman önemlidir.
Hiçbir zaman tamamlanmış olmayayım, ne olur. Hiçbir zaman halimden memnun olmayayım. Hiçbir zaman kusursuz olmayayım.
Dünya nüfusu arttıkça, insan sayısı azalıyor.
Parçaları kaybolmuş puzzle gibi artık insanlar. Kiminin ruhu, kiminin beyni ve birçoğunun bir kalbi yok.
Göz gördüğünü sevmez, sevdiğini görür.
Benim hiçbir şeyim orijinal değil. Ben bildiğim tüm insanların ortak çabasıyım.
Medeniyeti alt üst edeceğiz. Dünyayı daha iyi bir yere çevireceğiz.
Chuck Palahnuik

Wednesday, December 10, 2025

İnsanlık Durumu // Hannah Arendt

İnsanları birbirine bağlayan, aynı zamanda onları ayıran ve ilişkilendiren ortak dünya, bu gücünü yitirdiğinde, insanlar artık bir araya gelemezler. Ortak dünyanın yitimi, gerçekliğin yitimidir.

Hannah Arendt / İnsanlık Durumu 

Tuesday, December 9, 2025

Başkalarının Acısına Bakmak // Susan Sontag




Öyle ki, artık savaşlar hepimizin oturma odalarında sükunet içinde seyredilip dinlenen görüntü ve seslere dönüşmüş durumdadır.
Herhalde acının en akıl almaz ve aşırı boyutlardaki görüntülerine gözlerini kırpmadan bakabilecek insanlar, sadece o acıyı hafifletmek için bir şeyler yapabilecek konumdaki (örneğin, fotoğrafın çekildiği askeri hastanedeki doktorlar) ya da o resimden bir şeyler öğrenmeye niyetli kişiler olabilirler. Onların dışında hepimiz -kendimize yüklediğimiz anlam ne olursa olsun- birer dikizciyiz.
Istırap verici manzaralar bizi ya bir seyirci olmaya ya da o görüntüye bakamayan bir korkak olarak kalmaya davet eder.
Kesintisiz görüntü bombardımanının (televizyon, video, filmler) bütün hayatımızı kuşatmış olduğu şüphesizdir, ancak iş “hatırlama”ya geldiğinde fotoğraf hâlâ daha derinden bir can acıtma, insan zihninde daha derin bir iz bırakma gücüne sahiptir.
Duyarsızlık veya kayıtsızlık olarak görünen şeyin kökeninde, medyanın yoğun görüntü bombardımanıyla uyandırmaya ve doyurmaya çalıştığı dikkatimizde oluşan dengesizlikler yatar. Görüntü oburluğu yüzünden dikkatimizi sürekli bir şeye odaklayamayız, ilginiz durmadan dağılır ve içeriğe karşı da bayağı kayıtsız hale geliriz.
İnsanların dehşet manzaralarına karşı daha az duyarlı hale gelmelerinin sebebi de bir savaşın -herhangi bir savaşın - böyle tepkilerle durdurulabileceğine inanılmamasıdır. Oysa şefkat zaten istikrarsız, gelgeç bir duygudur. Eyleme dönüştürülemezse, yok olup giden bir duygudur.
Savaş bir erkek oyunudur (ölüm makinesinin bir cinsiyeti vardır ve o cinsiyet de 'erkek'tir).

Başkalarının Acısına Bakmak // Susan Sontag 

Monday, December 8, 2025

Kitsch // Kundera / Kusursuzluk // Chul Han

Kitsch bokun olmadığı bir estetik ülküsüdür.
Milan Kundera
Kusursuzluk bakışı bozar.

Byung Chul Han 

Sunday, December 7, 2025

Güven // Albert Camus

İnsanların geleceğe kapalı yaşamaları ilk kez bugün olmuyor elbet. Ama, insanlar eskiden konuşarak bağrışarak bu duvarı aşarlardı. Kendilerine umut veren başka değerleri yardıma çağırırlardı. Bugün kimse konuşmuyor (eski söylediklerini yineleyenlerden başka), çünkü, dünyayı sürükleyen kör ve sağır güçler, öğütleri, haber vermeleri, yalvarıp yakarmaları dinleyeceğe benzemiyor.

Şu son yıllarda gördüklerimiz bizde bir şeyi kırdı. Bu şey, insanın güvenidir; o güven ki, insanlığın dilini konuştuk mu bir başkasından insanca karşılık göreceğimize inandırırdı bizi. Gözlerimizin önünde yalan söylediler, insanı küçülttüler, öldürdüler, sürdüler, işkencelere soktular. Ve hiçbir kez, bunu yapanlar, yaptıklarının kötü olduğuna inandırılamadı. çünkü, kendilerine güveniyorlardı. Çünkü, soyut bir kafa, yani bir ideolojinin adamı başka bir şeye inandırılamaz.
Albert Camus

Saturday, December 6, 2025

Ölümsüzlük // Milan Kundera

Bütün öngörüler yanılır; bu, insana bahşedilmiş çok nadir kesin bilgilerden biridir. Ama öngörüler gelecek hakkında yanılsa da, kendilerini dile getirenler hakkında doğruyu söyler, onların şimdiki zamanlarını nasıl yaşadıklarını anlamak için en iyi anahtardır.

Milan Kundera /// Ölümsüzlük

Friday, December 5, 2025

Gece // Bilge Karasu

—88
‘Daha düne dek…’ diyebilirim, öylesine yakın bir geçmişten söz ediyorum çünkü; daha düne dek (bu defterleri doldurmağa başladığım sıralarda bile) yapılan edilen her şeyin, yazılan her yazının, yaşanan her günün, bir duvar gibi, bir kumaş –hem de en incesinden, en ustalıklısından bir kumaş- gibi, özenle, kusursuz, her karışı her karışına, her taşı, her atkısı, her taşına, her çözgüsüne sıkı sıkıya bağlı bir duvar örer, bir kumaş dokur gibi yapılması, yazılması, yaşanması gerektiğine inanıyordum. Ölümlü bir dünyada insan çabasının en büyük başarısı, ölüm diye bir şey hiç yokmuş gibi davranarak, ölüme meydan okuyarak kurmak, örmek, kendi payına düşeni yapıp sonrakilere bırakmaktır diyordum…
Yanılıp yanılmadığımı bilecek durumda değilim ama şimdi bu kumaşın yırtıldığını, çözgülerin kaydığını sanıyorum; duvar çatlamağa başladı. Elimi attığımda taşlar, iplikler elimde kalıyor. Bu taşları yeniden tutturmak, bu iplik uçlarını birbirine bağlamak, gücümü aşan bir şey gibi mi görünüyor? Değil. Ama, kesinlikle boş bir iş gibi görünüyor. Yapmağa değmez, uğraşılmaz bir iş… Defterimin bu son sayfalarını doldururken artık açıklamalar, bağlantı kurmalar, süreklilikler, etkili olabilecek tümceler de boş işlerden görünüyor. Düzensiz (daha doğrusu, insan kafasınca bir düzenin dışında kalan) bir dünyaya, düzen getirmekte, bir düzen getirilmiş gibi aldatıcı bir duygu yaratmakta, yazıyı bir araç (ya da aracı) diye görmekten vazgeçmemiz gerekiyor galiba. Yazı yazmak, konuşmak, etmek eylemek, bizleri, bu (yadırgayıp durmaktan öteye geçemediğimiz) düzen yokluğuna alıştırmayacaktır.
—90
Gece, insanların içinde uyuklayan korkuları uyandırdı; onları uyanık tuttu. Onları, yani hem insanları, hem korkularını. Bunu açıkça söylemek gerek.
İnsanın yalnız aydınlık gün yaratığı olduğu da masal. Korkularını bastırıp –ister uykuya dalarak, ister göz kırpamayarak- sabahı beklemenin, sabaha gene de ulaşacağını kavuşacağını ummanın hazzını, öteden beri, duya duya yaşadığını kim çıkıp yadsıyabilir?
Ancak, gece, ine dönüştür; ılık sularda yüzüş, yalanlardan pek çoğunun gerisine öncesine dönüştür. Kendisi de bir yalana dayansa bile.

Gece – Bilge Karasu 

Thursday, December 4, 2025

Suyun Ayak Sesi // Sohrab Sepehri

Yaşamak hoş bir gelenektir
Yaşamın kanatları var ölüm genişliğinde sıçraması var aşk kadar
Yaşam öyle alışkanlık rafında kalarak
senin benim unutacağımız bir şey değil
Yaşam koparan bir elin cazibesi
Yaşam yaz mevsiminin buruk
ağzında siyah incirin turfanıdır
Yaşam böceğin gözünde ağacın boyutudur
Yaşam pervanenin karanlıkta tecrübesi
Yaşam göçmen kuşunun o tuhaf duygusudur
Ayın yalnızlığına dokunmaktır
başka gezegende çiçek
koklama düşüncesidir
Yaşam bir tabağı yıkamaktır
Yaşam su arkında on kuruşluk
bulmaktır
Yaşam aynanın kendi ile
çarpımıdır
Yaşam ebediyet üstü çiçek
Yaşam yeryüzünün darbesidir
Atışında kalbimizin
Yaşam solukların sade ve düzgün geometrisidir...

Sohrab Sepehri // Suyun Ayak Sesi 

Wednesday, December 3, 2025

Megapol // Reha Erdem

Megapol
Megapol açıklayamadığı her şeyi yok eder.
Açıklar, yorumlar, sergiler, ‘seyirlik’ hale getirir, yani tek yöne yatırır.
Kültürel anlamda sağırlaştırdığı, tembelleştirdiği kitlelere “zevkler ve renkler”inizi döktürün diyen kendi içine gömülü siteler, bloglar, kanallar sunar.
“Bu haber hakkında ilk yorumu siz yapın” diye heveslendirir, “şu filme puan verin” diye dalga geçer, sadece ertesi güne, ertesi filme kadar sürecek bir itibar vermiş gibi yapar, dolandırır.
Düşünmeyi unutturduğu insanlara her konuda fikirleri olması gerektiğini fısıldar ve kıkırdayarak döner arkasını.
Melankoliyi bir içe kapanma hastalığı olarak görür, aşkı sadece seksle açıklar.
Sırlar piyasaya sürülür, trajediler haber bültenlerinde birer seyirlik olarak söndürülür.

Reha Erdem 

Tuesday, December 2, 2025

Üstün Mutluluk // Anton Çehov

İnsanoğlu'nun daha üstününü tadamayacağı iki çeşit mutluluk vardır: Biri, yaşamın özünü kavramaya çalışarak özgür ve derin düşünmek, ikincisi de dünyanın her gününe boş vererek yaşamak.

Anton Çehov 

Monday, December 1, 2025

Anarşi // Bobby Whittenberg-James

“Anarşistler olarak, ekonomi ve iktisadı ve bunların gerektirdiği her şeyi, ister piyasalar, ücretler, merkezi planlama, sanayi veya iş olsun, ortadan kaldırmayı amaçlıyoruz. Bu nedenle, feodalist, merkantilist, kapitalist, sosyalist veya komünist olsun, hiçbir üretim, tüketim ve mal dağıtım sisteminin değeri olmadığını ilan eden ekonomik nihilistleriz. Bu tür sistemler sadece değersiz olmakla kalmaz, aynı zamanda insanlara, insan olmayan hayvanlara, ekosistemlere ve gezegene zararlı ve ölümcül olan bir sosyal kontrol aracıdır ve bu nedenle tamamen ve kesin olarak yok edilmelidir. Ekonomi kapitalist, faşist veya sosyalist bir rejim tarafından yönetiliyor olsun, hatta katılımcı bir ekonomi olsun, yine de insanlara, insan olmayanlara ve toprak kaynaklarına dayatılan bir otorite sistemidir."

Bobby Whittenberg-James 

Anlam Masalı // Ahmet İnam

Anlam Masalı Yazı bakıyor bana. Ben de ona. Soruyor: ”Anlamım ne?” İçini yazanın anlamı. Kendini kazanın anlamı. Hayatını yazıya vuranın anl...