başka türlü birşey benim istediğim, hem ağaca benzer, hem de buluta
son günlerde, nevrozlarımla uğraşırken, zygmund baumandan duyduğum, çağımıza yakıştırılan bir terim biraz yol gösterici olabildi, ütopyaların yadsındığı bir dönemde retrotopya diye bir kavramdan bahsediyor, bu kitabında, kapitalizmin ve akışkan modernliğin bizi çelişkili bir şekilde vadesi dolmuş sanılan geçmişteki toplumsal formlara doğru çekip çekmediğinin cevabını arıyor, terim daha geniş olarak açıklanmış ancak ayaklarından biri ütopyanın yadsınmasının yadsınması..
eğer tüketim toplumunu modern ütopya olarak alırsak, bu ütopya gelişmiş ülkelerde ve çevre ülkelerde gerçekleşmiş gibi görünüyor, ancak modernliğin ütopyasını bu şekilde tanımlamak hem bireyi sonlu hayatın hiçliğine karşı anlam olarak doyurmuyor hem de yeryüzüne maliyeti göz ardı edilebilecek gibi değil..
o halde ütopya için modernliğin kurucu değerlerini referans alabilir miyiz, bu değerler: emek ve eşitlik, birey ve özgürlükten sonra dünya ve kardeşliktir, bu noktada dünyayla ilişkimiz –ortak usa seslenebilen- önemli bir motif halinde, ve kardeşliği de insanları da içerip aşacak biçimde tüm türlerin kardeşliğine genişletebiliriz, burada şu sözü anmak bana anlamlı geliyor: kardeşime duyduğum sorumluluk özgürlüğümden önce gelir..
oysa verimlilik ve işlevsellik batağı olan ve tüketim toplumlarına varan avrupamerkezli modernlik bireycilik ve benmerkezcilik olarak sorumlulukla da beraber alınması gereken bireysel özgürlük değerinin içini boşaltıyor ve bu değerin suistimaline dönüşmüş durumda..
şundan da bahsediyor, kolektif işbölümü ve kolektif anlam üretimiyle bireysel özgürlüğün çelişkili birlikteliği, ve buna hibrid varoluş diyor, ben de varoluşla ilgili olarak mesela ait olmayla, aidiyetsizlik arasında bir gerilim yaşıyorum, mirası reddetmeyi öneren düşünceler makul geliyor ancak miras için de wittgenstein gibi, birikimden, en azından 'anımsatıcıları toplayan' bir sanat ve felsefe de makul geliyor.. şu hibrid tanımı biraz nefes almama yol açtı..
bir başka olanak da sentez.. deleuze sentez zıtların birliği değildir diyor, iki farklı türden şeyin birleştirilmesidir, yeni arayışların farkında olduğumuz bir dönemde 21. yüzyılın hakikati fizikle metafiziğin ya da ruhla maddenin, içkinlikle aşkınlığın, analizle tanıklığın senteziyle bir ufuk kazanabilir..
yola gelince, lao-tzu, yol çelişkileriyle ilerler diyordu, biraz bunaltıcı bir durum, insanların hala birbirlerinin üzerine bomba yağdırabildiği, çeşitli tahakküm biçimlerini sonlandıramamış, evcilleşememiş bir tür olmamız, dünyayı talan ve istila eden bir tür olmamız bunaltabiliyor bizi.. bu durum öyle bunaltıyor ki sevgi bağlarım ve dostluk ilişkilerim, dostane ilişkilerim olmasaydı altından kalkamazdım..
dünya ve yaşam diyoruz; bize anlamlı bir eşik verebilecek gizeme ihtiyacımız var diyoruz, bence iyi haber şu, ne kadar rasyonel tahakküme tabi kılınmaya çalışılsa da (milyonlarca yasa hükmü, kategoriler, sosyal sorumluluk projesi, fitness, karbon ayak izi, coğrafi işaretli ürünler vb.), dünya ve yaşam ne kadar şeffaf hale getirilip, fazlasıyla görünür kılınıp soyulsa da, çıplak hale getirilse de gizemli..
her türlü bilgiye rahatlıkla ulaşabildiğimiz çağımızda smart (akıllı) olmak yetmiyor, bize derinliği olabilen bir ömür değil yüzeye mahkum bir hayat vaad ediyor, gönlümüze ulaşmıyor bu durum, gönlümüz varlığın zarıyla titreşmiyor, bilim kadar bilgi kadar hikmete de, bilgeliğe de ihtiyacımız oluyor.. bence burada da hibrid bir yaklaşım önerilebilir, kadim bilgeliklerden geleceğe dönük bilgeliklere kadar bir yelpaze söz konusu edilebilir..
21. yüzyıl tüketim toplumlarında anlam kaybıyla ilgili derin bir varoluş sıkıntısı doğurmaya namzet ancak kendi esaslı sorularını ele almak durumunda kalacaktır: usdışılık gibi bir tımarhane kadar aşırı rasyonellik gibi bir hapishaneyi, mal bolluğu ve savaşların müsebbibi olan hiyerarşileri, güç siyasetini, eril militarizmi, iklim krizini, tür yıkımını, biyoçeşitliliği, doğayı, tüm çağları birleştiren ağaçları, bulutları, dünya ve yaşamla uyumu ne yapacağız, derin sıkıntıyı doğuran –çarpık bir hakikat anlayışı olan- insan merkezcilikten sonra tekno merkezciliğe savrulmadan teknolojiyi nasıl ele alacağız? talan ve istila halimizi nasıl sonlandırabiliriz.. bunlar mümkündür demiyorum, mümkün olmama ihtimali daha büyük olabilir ancak ütopyayı dünya ve kardeşlik gibi ortak usa seslenen bir yere genişletmek tüketim toplumlarından daha iyi bir gelecek tasavvuru, daha iyi bir dünya sunabilir..
şöyle bitireyim: anımsamak ve unutmak, öğrenmek ve bilmeyi tamamlar..
ke
No comments:
Post a Comment