İdeal durumlar tasarlamıyorum, temizlik önemli bir kavram ama steril kültür beni rahatsız ediyor ya da şöyle de yaklaşılabilir, Byung Chul Han kusursuzluk bakışı bozar diyordu. Bazen kendi yaklaşımımla ilgili şeyler yazıyorum, lakin benzer yaklaşımlara sahip olan insanlar olduğunu düşünerek yazıyorum ve bunların hiç birini de mutlaklaştırmıyorum, mutlak doğrularım yok, bazı tercihlerimi bir çerçeveye oturtmaya çalışırım ve belli dayanakları vardır ancak beklentilerimi sınırlı tutmayı da içeren tercihlerime nelerin etki edebileceğini de tam olarak bilemem.
Doğruyla yanlışı ayırd ederken de şöyle bir yaklaşımım var, mutlak doğru tıpkı bir elektronun hem hızını hem konumunu belirleyemeyiz diyerek fiziğe belirlenemezlik yasasını kazandıran Heisenberg'in yasası gibi belirlenemez ancak hikaye burada kalmıyor, Heisenberg matrisler kullanarak yüksek doğruluk içeren olasılıklara varmıştır, kullandığımız elektronik teknolojiler de buna dayanır, dolayısı ile bir doğrunun (yanılma payını da gözeterek) yoğunlaşabildiği durumlardan bahsedebiliriz gibi geliyor bana. Burada şunu da aklımda tutuyorum, Cibran diyordu ki tek doğruyu değil, bir doğruyu buldum deyin. Kişi, konum, açı ve soru imini yeterince derine koyabilmek de önemli etmenler arasında.
Bir şey daha ilgimi çekti, kararlarımızı nasıl belirliyoruz? Bu konuda bilimsel görüş özgür irademizin olmadığını söylüyor. Dün intiharla ilgili bir araştırma yaptım, intihar oranları yüzbindeki oranlarıyla tanımlanıyor ve son otuz yılda verilen destek hizmetlerinin yaygınlaşmasıyla düşme eğiliminde ancak olabilecek en öznel kararlardan biri olan intiharı yıl yıl takip ettiğimizde, bir yıl yüz binde dokuzsa, bir sonraki yıl yüz binde 8.9. Yani bu durumda türe ait olan bir davranış ortaya çıkıyor, buna benzer bir durumu seçim anketlerinde görüyoruz, belirli sayıyla yapılmış bir örneklem yüzde bir hata payıyla seçim sonuçlarını yansıtabiliyor (yüzde birden fazla bir fark varsa büyük olasılıkla o seçime hile karıştırılmıştır.) Buradan çıkan sonuç istatistiklere yanıt verebilen bir tür olduğumuz.
Peki özgür iradeyi nasıl ele alacağız? Buna Mansurun yaklaşımı şöyle, 39 idrak durağından geçtikten sonra, hakikati nitelikli bir biçimde tanıdıktan sonra başlangıç seviyesine geldiğini düşünüyor, bu başlangıç için "açık zihin" durumuna geçmek de denebilir. Böyle bir durumda özgür iradenin olup olmaması bir yana bizim için kestirilemezdir. Tabi özgür iradenin olmamasının, kişisel olarak bundan emin olsak da bir yanılsama olmasının sorumluluk hukuku açısından sonuçları var, kişi özgür iradeye sahip değilse nasıl sorumlu tutulabilir. Bunun kriminolojide şöyle bir açılımı oldu, suç bir sosyal matris olarak tanımlandı ve cezalandırmanın bazı işlevleri olsa da ıslah pratiklerine önem verilmeye başlandı.
Bu konu daha çok tartışılacak, Tanrı bize kendinden üfledi mi, üflemedi mi?
Bizim için kestirilemez olsa da tüm yaşadıklarımız Kadiri Mutlaktan mı ibaret? Sanırım irrasyonel bir yanıtı var: belki de ikisi de. Sarkaç tevafukla tesadüf arasında salınıyor olabilir.
ke
No comments:
Post a Comment