İnsanın Değeri
İnsanla ilgili düşünürken daha yıllar öncesinde evrenin bizim vasıtamızla kendine uyandığını düşünürdüm, bu kozmik bilinci idrak etmek, bizi diğer canlılardan hatta cansızlardan üstün değil farklı kılabilen bu yüksek bilinç hali insanın varlığını olumlayan, (niceliği ve tüketimi değil) varlığı lehine işleyen bir bilinç hali. Böyle bir bilinç haliyle Güneş ve Ay doğarken, devrini tamamlayıp batarken, geceleri gözlerimizi yıldızlara, kozmosa çevirdiğimizde, nasıl ki bazı şarkılar eskimez, bu büyüye kapılabileceğimizi düşünüyorum.
Bu bilinç haline ulaşmak insanı şık, latif bir varoluş için motive edebildiği gibi var oluş sancılarımızı da hafifletebilecek bir bilinç hali olabilir. Evrene uyanmak demek, yaşadığımız büyülü gezegene, insana ve insan olmayanlara, bunlarla ilişkimize bakışımızı da etkileyebilir.
İnsan-olmayanlar diye bahsederken elbette dikkatli olmalıyız, bazı sınıflandırmalar yapabiliyor olsak da mesela bir at bireyle bir kurbağa birey birbirinden tamamen farklı özelliklere, yaşamlara, var oluşlara sahip. Dolayısı ile tür çeşitliliğinin azalması, yaşamla kurulan özgün, farklı ilişkilerin de yok olması anlamına geliyor ve oldukça üzücü bir durum.
Aşk, sevgi, dostluk ve bunlara ilişkin saygı gibi değerler, eşitlik, özgürlük, kardeşlik gibi değerler, kişinin yaşamına anlam kazandırabilmesi gibi olanaklar insanın varlığı lehine kapılar açabiliyorlar, yine anlayabildiğimiz kadarıyla özgür irade, yaratıcı hayal gücü, idrak (anlayış) gibi melekeler tanrısal kategoride olduğumuzu gösteriyor. Ursula Le Guin de insanın değerine ilişkin olarak sadece özne olmadığımızı tüm nesneleri özne kılabildiğimizden bahseder.
İçinde bulunduğumuz zaman, uygarlığımız karmakarışık, bunu teslim etmemiz gerekiyor, ancak bu kozmik bilinçle pek çok şeyin önemi küçüldükçe küçülmez mi?
ke
No comments:
Post a Comment